26 Nisan 2015 Pazar

simdi, bir otobusun en arka koltugunda, aksam vakti, rahatsiz bir yolculukta, siirsellikten bahsetmek kimin aklina gelir, ama oyle siirsel ki her sey, ve iste yine senin sayende, kulaklarimda glenn gould var, ve karanlik iyi ki sakliyor yuzumu, keske gelip anlatabilsem sana, her seyi tek tek anlatabilsem, gozlerindeki o donuklugu gormesem, o guzel gozlerindeki.

2 Mart 2015 Pazartesi

 "Geçmiş yaşamı, tümüyle kendini kozmik esintilerden korumak için diktiği bir dizi derme çatma paravanadan ibaretti. Isabel de sonuncu pırıltılı bez parçasından başka bir şey değildi. Bu ipek paçavraların sayısı ne de çoktu ve ağzı ardına kadar açık o kara boşluğu onlarla örtebilmek için nasıl da çabalamıştı. Geziler, narin ciltli kitaplar ve yedi yıl süren coşkun bir aşk. Bu paçavralar dışarda esen rüzgârla havalanıyorlar, yırtılıp birer birer yere düşüyorlardı. Boşluk örtülemez. Uçurum solur ve her şeyi içine çeker."

Vladimir Nabokov, Kanat Carpmasi
Cev.: Seniha Akar

24 Şubat 2015 Salı

kendinden emin olmanin, ve yaptigin guzel seylerin arkasinda hakli bi gururla durabilmenin mutlulugunu hatirladim az once. bu, uzaktan bile olsa hayatta tanik olunacak guzel seylerden biri ama ben seyirci olmak, guzelliklere alkis tutmak filan istemiyorum artik.. sevdigim isi yapabilmeye, ise yaradigimi hissetmeye ihtiyacim var. onu yeniden hissedemezsem naparim bilmiyorum ve bu bana inanilmaz caresiz hissettiriyo. artik anlatmaya bile kalkisamadigim bu bosluk dolmuyo cunku.. baska turlu dolduramam gibi geliyo. ariyorum hep. aramaktan mi yoruluyorum bu kadar.

10 Şubat 2015 Salı

1 Şubat 2015 Pazar

cunki bazen cok sacmaliyorum.

kelimelerim eskisinden cok daha beceriksizler. en son ne zaman sahici bi cumle kurdum ya da hakkini verdim bir konusmanin? ve yazdigim her harf de benim gibi kararsiz. icimden gelmiyor.

simdi gidiyim, belki yine gelirim, belki gelemem, bilmiyorum.

21 Ocak 2015 Çarşamba

yine kurallar lazim
yine yalnizligi ogrenmem lazim
yine dusunmeyi durdurmam lazim
yine sessizlige kalbimi acmam
her sabah evden cikarken sikica kapatmam lazim
yine sakin sakin sakin olmam lazim

13 Ocak 2015 Salı


ne yapip edip ofkesine sahip cikmali insan. ofke gidince her sey hoop en basa donuyor.

fark ettim ki gozunuze sokmadikca yapilan hicbi seyin kiymeti yok. napalim ben susmayi tercih edecegim uzunca bi sure daha. eskiden butun bunlari ne kadar kolaylikla yapardim, tanrim. bir kez cikarinca kafani cemberin disina, bir daha hicbir sey eskisi gibi olmuyor. cekilen acilarin bile tadi ayni degil. bazen kendimi bulamiyor ve bu yeni insana ve onun zihnine alisamiyorum.

yine geri sayimlara basladim. bu iyi degil. "simdi" guzel bir zaman araligi mesela. bir seylere baslamak ve son vermek icin. gelecekle konusacak bi seyimiz yok ki su an. masaya sadece simdi'yle ikimiz oturalim.

mail kutumun derinliklerinde bir fotograf var ve o fotografi yine silemedim. gecen gun bir sey gordum internette: "with a little luck, you may never fall in love again." hafifce guldum ilk okudugumda sonra hakikaten dedim. ask kotu biri, ve her nedense o yokken her sey onunla ilgili.

11 Ocak 2015 Pazar

gozlerini kapadiginda
–ama cok yakindan–
kirpiklerinin nasil parladigini gorebilirdiniz
onu opuyor olsaydiniz belki siz de
gozlerinizle bir fotograf cekip saklardiniz

10 Ocak 2015 Cumartesi

bu sabah sia'nin elastic heart videosunu izledim, ve sanirim biraz sarsildim. ustune bir seyler yazmak istedim o an ama ders calismam lazimdi, vazgectim. insan gun icinde birsuru sey yapiyor ama o 'seylerin' bir seyler hissettirmesi pek nadir. kalbine dokunmasi ise genellikle imkansiza yakin. ama bu sabah izledigim sey kalbine dokunan cinstendi iste. shia'nin bakislari hala aklimda. en cok, kizin tekrar kafese girip shia'nin sirtina ciktigi ani sevdim sanirim. uzlasmak guzel sey.

icim daraliyor birkac gundur. birden, bir anda geliyor o sikinti, sonra napsam gecmiyor. kutuphanede gecen verimsiz saatlerden sonra kalktim eve geldim bugun de erkenden. son zamanlardaki tus buddy'im ibrayim'e gittigimi haber verirken biraz utandim ve "sorun sende diyil, bende." demek istedim.

keske bazi seyler boyle olmasaydi. cunku bence yazik. keske uzlasmanin bir yolu olsaydi. bazi cumleler sarf edilmemis olsaydi, uzlasirdik belki. hep bunu dusunuyorum.

bir sey hatirladim: aylar once ruhlarimizi buyuk, beyaz carsaflara benzetmistim, neden bilmiyorum. benimki kirli, delik desikti, ve tamiri uzun surecekti. –ruh carsafi. ahha. bak bunu su an yapamazdim.

3 Ocak 2015 Cumartesi

her seyi gosterin bakalim. kusarcasina, hic ara vermeden, her seyi gosterin.

30 Aralık 2014 Salı

sana asik oldugumu anladigimda gozlerimden birkac damla dusmustu. ustelik oyle sacma bir andi ki saskinliktan konusamamistim. gordun mu bilmiyorum, ama bir sey demedin. uygunsuz bir durumdaydik sanirim. zaten biz uygunsuz durumlar yarismasinin su goturmez kazananiydik. sonra radyoda 'save the last dance for me' calmisti. sonra benim gitmem gerekmisti. o gece uyumak icin gozlerimi kapattigimda iste oldu, demistim icimden. ona asigim.

bir baska aksam, bundan tam bir yil ve bir gun oncesi, sen gittin diye cok agladim. guvensizdim, korkuyordum, korkudan aklimi yitiriyordum. boyle yaparsan gidemem, dedigin icin sana soyleyememistim. gitme, demek istemistim. cok kotuyum, gitme. bir dakika bile ayrilma yanimdan. birakalim tren kacsin, sen simdi gitme nolur. sarilip uzaklastin. ben arkandan bakakaldim. bir banka oturdum ve tek basima aglamayayim diye aklima gelen ilk kisiyi arayip telefonda agladim. galiba o gun ilk kez sezmistim, bogazimda durmasina alistigim bu yumruyu.

11 Aralık 2014 Perşembe

mutsuz hikayeler ve sonundaki
buyuk ve gururlu yalnizliklardan filan baska zaman bahsedelim.
cunku bugun odam yerin birkac kat altinda
ve gozunu dikmis bana bakiyor yine,
o.
paltona sikica sarilip yururken
"usumesin" diye ic cektiren.
bin parcaya bolup
biniyle de ozleten.
bilmem bir gun iyilesir mi yer altindaki asiklar
belki de ask cogalir hala, yerin altinda
bakisiyla birlikte cogalir, elleri degisir yavasca,
ya sesi? –sesi ayni mi kalsa.
bugun aklimdan dehset pariltilariyla gecen kucuk bir cumleyi sakladim
bir gun iflah olursam, bulamayacagim
cikar da gelirse, kulagina fisildayacagim.

9 Aralık 2014 Salı

bi sey dicektim ama simdi birden anlamini kaybetti.

28 Kasım 2014 Cuma

her sey yerli yerinde sanki bak. sicak ve guvenli evinde oturmus, hava yastiklariyla cevrelenmis bir gercekligin icinde hayatin butun tehlikelerinden uzaktasin. gozlerin daliyor sik sik ama fark edince hizla toparliyorsun durumu. beynini bir seylerle erittigin surece, huzurlusun. derslerle, hayatindaki kucuk bir degisiklikle, bazen gozyaslari icinde seyredecegin aptal bir diziyle. erisin o birak, geriye tek bir ani kalmasin. eskisi gibi gecmissiz ve geleceksiz ol: ikisine de anlamlar yukleme. yeni, sonsuz bir simdi gibi, hiclikte huzur buldun yine. telefonuna bakmadan uyudugun aksamlarda huzur buldun. ozlemissin de biraz insansizligi. onlardan biri olmadigini hissettigin her an o kucuk kalp sikismasiyla beraber biraz da sukran duydun. size gerek yok. size gerek yok. uzulecek bir sey yok. her an mi kanamaya hazir yaralarin? unut ezberlediklerini, degistin sen. ne gurur, ne hayalkirikligindan. insanin icindeki rengarenk, devasa coplugu gordugun gunde degistin sen.

19 Kasım 2014 Çarşamba

unutmadim: her zaman daha kotusu vardir.
hem sana da boylesi yakisir.
yolumdayim.
butun bunlar sona erdiginde,
sanirim birazcik guclu olacagim.

15 Kasım 2014 Cumartesi

allahla bugun de konusamayacaksak ne zaman konusacagiz ki. varligi bilmecesinden de bagimsiz. allahla konusmak istiyorum. olumun oldugu dunyada, olum bu kadar aciyken, neden bu kadar aci cekiyorum. neden allahim.

10 Kasım 2014 Pazartesi

son birkac gunku dengesizligim bana gore aciklanabilir gibi degil gercekten. basim agriyor ve su an anlatmak da anlamsiz geliyor. ama deneyeyim.. dun gun boyu cok neseliydim, hatta bunu fark ettikce daha da cok sevindim (bu cok sik olmuyor, ama oldugunda, cok guzel bi sey, katlana katlana buyuyor cunku), sonra yedi dakikalik eve donus yolumda nev'den 'zor' caldi radyoda ve bogazim dugumlendi. bayildigim bi sarki oldugundan degil, uzun zamandir dinlememisim, dokundu ne biliyim. ilk e.'yle dinlemistim o sarkiyi, onlarin evinde, cok kucuktuk. ne guzel sarki demis ve birbirimizi onaylamistik, sarkidaki 19 yas'in bize cok uzak oldugunu hissetmistik, belki sadece ben hissetmistim.. simdi de bir o kadar uzagiz o yasa! ustelik hayatin getirdiklerine bak, oynadigi kucuk oyunlara, sonra arsizca goz kirpislarina. nasil eglenceli bir sacmalik. ama sarkinin hala ayni yerini seviyorum cok sey degisse de. kapatmadim radyoyu. gozlerim doldu ama dinledim sonuna kadar. neyse tamam. bugun de, gun boyu dusunmemem gereken bir seyi dusunmemeyi kendime hatirlatmam gerekti. dusunmemeyi hatirlamak evet. insan isteyince her seyi yapiyormus hakkaten! (yine de iyi ki insanlar onlara bakar veya dinlerken gercekte aklimizdan gecen seyleri goremiyorlar. o sekilde evrilmedigimiz icin rastgelelik tanrisina mutesekkirim.) bir suredir fark ediyorum ki hayatin %90'i algi ve motivasyon. nerdeyse her seyi bu temele oturtabiliriz, dusunsene bir. bu aralar buna cok kafa yoruyorum ve iyi geliyor. neyse, ben dusunmemeyi hatirladiktan sonra, yine super gidiyorduk ki bu sefer o hayat benim izlerken aglamaya basladim. evet o igrenc ayrilik sahneleri beni mahvetti. belki kendime ait bir tane olmadigi icindir, of, belki yorgunluktandir, eve geldigimde kol kaslarimda fasikulasyonlar oluyordu bildigin, belki beynimde de birtakim hareketlenmeler yasanmistir. umarim oyledir. uyuyim en iyisi.

mesela kafamiza monte edilmis ufak bir ekran olsaydi ve bugun tam da supraventrikuler tasikardilerden bahsedildigi esnada orda su cumle yazsaydi? 'cagirmaman iyi, cagirsan yine gelirdim.'

nayt nayt.

8 Kasım 2014 Cumartesi

6 Kasım 2014 Perşembe

bu aksam yine turkce pop tarafindan esir alindim.
kayboluyorsun insanlar arasinda
herkeslesiyorsun ne garip, sesindeki renkleri de bilmesem
sahiden var oluyor musun
anlasilir sey degil
gozlerimi kapiyorum
kalabalik bir fotografta ariyorum seni
gulumsemen siliklesmis
bulup bulup kaybediyorum

29 Ekim 2014 Çarşamba

bazen bir seyi gereginden fazla dusundugunde, zaman kavramini kaybediyor insan, biri gelip hatirlatincaya kadar. bende de oyle oldu. saymak istemedim, saymadim aylari. her gun bir gorevmis gibi tekrar kanattim orayi. kabuk tutmasin, iyilesmesin diye. iyilesirse beklenmeyecekti cunku artik. onun actigi yaranin onsuz iyilesebildigi kanitlanmis olacakti. -hayatin gercegiydi bunlar. niye abartiyorduk canim bu kadar?- hani herkesin bildigi, olum gibi bir sey olacak, ama kimse olmeyecekti. sureci geciktirmekti benim yaptigim. olum gibi olan seyi ertelemek. ama felaketi surekli taze ve diri tutmak: yasasin mazosizm! ama nicin? nicin vazgecmemek gercekten? boylesine tutunmak coktan tarihe gomulmus ihtimallere. hayat neden sahici insanlara hic acimiyor. ve ne kadar derinse o kadar kotu bitiyor. her kucuk naifliginiz icin korkunc cezalar cekiliyor. ve bazi hayalleriniz cok pahaliya patliyor.

bazen cevremdeki insanlarin ne kadar degistigini, artik baskalarina gulumsedigimi fark edip sasiriyorum. naber diyor, neler yaptin, hatirliyorum ki surekli zaman degismis yine, degisiyor. bazen ama, azimsanmayacak bir siklikla hem de, dayanamayip yine kanatiyorum yarayi. daha ne kadar surecek bu boyle bilmiyorum. hala cok zor geliyor. anlatamiyorum, gelip bogazimin dugumune oturuyor. yapilmasi gerekeni yapmis olmak insani rahatlatmiyor. cunku cok gec kalindi. bunlari dusunmek icin bile oyle gec ki. ama zaman kayip ve simdiler sonsuz yine, cok uzak bir zamandaki gibi ama hic hayal edemeyecegim bir sekilde. sen orda bensiz gulumserken. icim aciyor ama sucu ustlenecek kimse yok. koseye sikismisligim, caresizligim, sensizligim her seyi tekrar tekrar ustlendi, bir tek bu haric, icim aciyor.
icim acidi. bu da son olsun mu.
ki burayi da bi gun yok etmek lazim.

26 Ekim 2014 Pazar

131212 0252

"mutsuzluk, seni icine ceken bir karadelik gibi sanki" demisti bana. mutsuzluk aslinda daha cok, bir tumore benziyor. hayatimin herhangi bir yerinden baslayip her yerine sicrayan, yayilan, sonunda nereye baksam onu gordugum, yapis yapis, simsiyah, kocaman bir tumor mutsuzluk. ben temizlemeye calistikca, her yere bulasiyor sanki. ellerime bulasiyor once, gozlerime, dudaklarima, beni ele geciriyor. sonra benden bagimsizlasip odama, giysilerime bile bulasiyor. her yerde mutsuzluk tumorleri. bir hastalik bu. bazen benden once gidiyor gidecegim yerlere. yururken bir sokagin basinda onunla karsilasiyorum. boyle olmayacak.

sorularina cevaplar istiyor o. ben sorulardan korkup onlari gecistirmez ve gercek cevaplari bulursam, o zaman kuculecek hepsi.




ve insanin bir tumorle yasamaya calismasi kolaycilik degildir.
cikolatali sut iciyorum. mmh cikolatali sut icerken hayat biraz daha guzel.

22 Ekim 2014 Çarşamba

+ya boyle yapmamaliyiz hafta bitcek nerdeyse yarin bk'yi bitiriyorum tamam hizli hizli gecicem
–tamam artik bugun sondu alisma sureci falan yarin yardirmaliyiz
+yardirmazsak serefsiziz
–duzsunler bizi

idealizmin de, o igrenc tutulup kalmalarin da gozu kor olsun, 3. sinavimiza hazirlanirken motive olma seklimiz biraz deyisiklesti galiba. :(

20 Ekim 2014 Pazartesi

yine her sey cok anlamsiz gorunmeye basladi. iki haftada coktu yalnizlik. bugun kutuphaneye gidemedim, tek basima napicam orda dusuncesinden biraz da. eskisehir'de tanidigim kimse kalmadi gibi bi sey. haftasonu dersaneye gittigim icin bikac insan goruyorum ama haftaicleri cok sikiliyorum o yuzden. oglen yemek yeme olayi tam bi iskence mesela ve bu oyle uzun suredir basima bela ki. ya hic sevmedigim meselik cafe'nin kalabaligi/ugultusu icinde kendime bi yer bulup tek basima oturuyorum ya da okul civarinda bi yerlere gidiyorum. cok sikici.. aksamlari da genelde kendimi evde yemegimi yiyip calisirim diye kandirip eve yollaniyorum ama evde calisamiyorum. bu isi nasil cozucez bilmem. kis da geliyo, oyle zirt pirt istedigim yere de gidemem aralarda. bakalim artik. sonra yemek yemeyi sevmiyorum diyince sasiriyolar.. siz olsaniz anorexia olmustunuz coktan.

bugunlerde kisi sevmedigimi hatirladim. hatta neden sevmedigimi de; sabahlari yataga yapismalarimi, her daim biraz daha fazla telasli oluslarimi ve ellerimin her telaslandigimda biraz daha fazla terleyisini. benim mevsimim sonbahar zaten. ama agustos sonlari, eylul.. sonrasi iih.. hem surekli usuyorum, neyle isiniyim. insan olmadigi kesin, belki fikirler.

.

hayatta cogu sey algiyla alakali, sizce de oyle diil mi? mesela simdi bana yine her sey tepetaklak gozukucek, oyle olmasa bile, sevdigim insanlardan uzakta, anlasilamamis ve yalniz birakilmis biri oldugumu hissedicem, cunku olaylarin yalniz bu yonunu gorucem.. iste bunu engellemeyi bi turlu beceremiyorum hala.. tek istedigim yakinlik ve samimiyetken isler nasil bu noktaya gelebiliyor, beni cok iyi tanidigini dusundugum bir insanin "orada dur," demesine neden olacak ne yapiyorum hic anlamiyorum. ben yine herkesin kendime soracagimi bildigi soruyu sorarim kendime konu onlar icin coktan degismisken: gercekten bu kadar boktan biri olabilir miyim? hayir yani o kadari mumkun diil de galiba. samimiyetsiz iliskiler en temizi. sifir sorumluluk. gerektigince yakinlik. ya da daha da iyisi hic iliski. zaten yakinda nirvanaya ulasicam sanirim. yine cok canim yaniyor. oyle yaniyor ki ben yarin temiz bi baslangic yapayim derken mesela haftanin butun gunlerine sicriyor izleri. sonra ugras dur. uzulmeye vaktim olsa dibine kadar uzulur bununla bi seyler yapardim, gitarimi yalan yanlis tingirdatmaya baslar ya da biraz kaliteli seyler yazardim. ama ancak bu kadarina var iste. off, cok karardik yine dimi. neyse siktir et.

ailem (ve onlarin sagladigi maddi/manevi imkanlar) disinda sansli oldugum bi konu var mi hayatta, su an gercekten bilmiyorum. eskiden zekama guvenir, onun icin sukrederdim.. oyle sacma seylere bulastim, oyle yanlis kararlar aldim ve aklimi yanlis kararlarimin sonuclariyla oyle kirlettim ki hala o kadar akilli miyim sorusunun cevabini verebilecek biri yok.

neyse, yine kotu seylerden bahsettim, sanki ilk defa yalniz kaliyorum, diil. tatliya baglayamasam da toparliyim, cunku bunlar hep fasafiso aslinda. guclu olmak lazim, sizi bilmem, benim gucsuz olma luksum hic yok, baya da gelistigimi saniyorum bu konuda her seye ragmen. bak sana hayatimin donemsel tanimini yapiyim; dumduz bi cizgi, ve sonuna dek oyle kararli ki yolundan hic sapmamis, hem de gereklilikten diil sadece oyle istediginden. once o cizginin disinda hayaller kurulmakla yetinilmis. sonra sen sag ben selamet.
gizlenmis arabeski severiz biz. minimal yasamayi hayal ederiz hep, ama gorunurdeki basitligin biraz derinine indigimizde, orda bolca duygu gormeyi bekleriz. surekli degil belki, ama illa ki orda olduklarini bilmek isteriz. sacma sevgi sozcuklerimize, alaylarimiza anlam katsinlar. aptal kosturmacalarla gecen tatsiz gunlerde bile yasamaya deger olan seyleri hatirlatsinlar diye.

18 Ekim 2014 Cumartesi

"aşk denilen şey sadece bir şaşkınlık anı, ona mal edilen acıdan ise tamamen hayalgücümüz sorumlu."

bunu diyen 2009 seyda'si.. (aferin yaa. o zamanlar aglak kiz edebiyati parcalamiyomusum.)

17 Ekim 2014 Cuma

eyes wide shut

o gunden sonra ikisi de ayni sarkilari dinlerken birbirini dusundu. ikisi de bunu fark eder etmez kafalarindaki dusunceleri hizla kovdu. (aslinda ortak anlamlar yukledikleri cok fazla sarki yoktu, yine de nerde, ne zaman yakalayacaklari belli olmuyordu.) yalniz bazi gunler uykuya dalmadan, ve uyandiktan hemen sonraki o yalniz dakikalarda, ikisi de bunu pek beceremedi. onlari kovmak bir yana, kimi zaman gozlerini kapatinca beliren o resimde kaybolmak istedi. bazen sebepsiz mutlu olundu o dakikalarda, bazen biraz uzulundu. her iki durum da fazla uzun surmedi. kalkip gune karistiklarinda ruyalar herhangi bir iz birakmadan soldu, resmin tamami unutuldu.

9 Ekim 2014 Perşembe

yeniden, nasılsın?
çok ayrılık gördüm böyle
tüm istedikleri bir ışıktı
o kadar azına razı oldular ki
içlerinde çok az öfke vardı
adımlarını duyarım, seslerini duyarım
sıradan şeylerden bahsettiklerini
gazetelerde okuduğunuz küçük şeyler gibi
ya da akşam evinizde konuştuklarınız
size ne yapıyorlar, hanımlar ve beyler?
zayıf kayalarınız ufalanacak yakında
parçalanmış görünüşünüz
kalbim çekildi yolunuzdan
her şey olduğu gibidir
zaman zaman dünya titrer
şanssızlık sadece şanssızlığa benzer
çok derin, çok derin, çok derin
mavi gökyüzüne inanmak istersiniz
bu çok iyi tanıdığım bir his
bazı zamanlar inanıyorum hala
hala inanıyorum, kabul etmeliyim
ama inanmıyorum kulaklarıma
ah, evet sana çok benzerim
ben de tıpkı senin gibiyim
senin gibi, bir kum tanesi gibi
ebediyen dökülecek kan gibi
hep yaralanacak parmaklar gibi
evet, ben senin dost yaratığınım


Now is the time for a digression in which to describe our heroes' feelings:
Arthur keeps watching his feet, but his mind's on Odile's mouth and her romantic kisses.
Odile is wondering if the boys notice her breasts moving under her sweater.
Franz thinks of everything and nothing. He wonders if the world is becoming a dream or if the dream is becoming the world.

***

Franz would have given a lot... His gold watch, his American books, his two hands, he didn't know exactly... But he would have given a lot to console Odile. One only had to look at her to realize the world was crumbling around her.

***

-Isn't it strange how people never form a whole?
-In what way?
-They never come together. They remain separate. Each goes his own way, distrustful and tragic. Even when they're together, in big buildings, or in the street.



7 Ekim 2014 Salı

belki bi gun butun o gereksiz huzunleri balkondan firlatir, yavasca kanat cirpip gozden kayboluslarini izlerim. (arkalarindan bi de sigara yakarim.) ama bi kismini mutlaka odamda saklar arada bir cikarip tozlarini alirim. yarim yamalak vedalasmalar, cok ama cok yalniz kalislar, son oldugunu bilmeyen son opucukler, guzel ruyalardan pisslik gerceklere uyanislar.. sakin kusmesinler, hissedilmek icin buyuk yolculuklar gerektirdiler. belki bi gun insanlarimi daha az uzer, hak ettikleri gibi daha cok gulumsetir ve gururlandiririm. birden kendimi o karanlik gezegende bulup suratimi asarak azicik vaktimizin icine etmem mesela.. belki bi gun, yeniden inanirim. yeniden asik olur ve bu kez cok tatli bi sarkiyi arka arkaya on yedi defa dinleyerek sevdigim adama kucuk sacma ve umutlu siirler yazarim.. olur ya belki.. yasayip goruruz – sikca soylenildigi gibi!

16 Ağustos 2014 Cumartesi

ben degisime inanan biri degilim. yani genel anlamda tabi ki, degisme ilerleme falan –sozde de olsa– hos seyler. ama kendi hayatim soz konusu oldugunda bildigin muhafazakarim ben. bu yuzden ne yeni arkadaslar edinmede ne de arkadaslardan ayrilmada iyi degilim. bu yuzden hayatim her sey icin minik yaslar tutmakla geciyor.

ilginc aslinda, bir suru insan oluyoruz seneler icinde, sanki degismek de degil de sayica cogaliyoruz. dusunsene, son bikac yilda kac kisi olduk. tanistigimiz her insanda bi baskasi olduk. hatta ayni insanda bile bi baskasi olduk bazen. butun bunlara alismak cok vakit aliyor benim icin. ben kabugumu ozledim. yalniz oldugumu kabul ettigim, kendimi bu fikre alistirdigim gunleri ozledim. onlardan baska hissetmenin yettigi gunleri.

en iyi arkadasim istanbul'a gidiyor cok yakinda. benim onumdeyse kendimi yine en kotusune hazirladigim koca bi belirsizlik. yine her sey dagilacak, tuzla buz olacak. belki sonra daha guzel bile olur kim bilir, ama ayni olmayacak iste. tek bi sey bile ayni kalmayacak. anilari da degistirir miyiz acaba zamanla. bilmiyorum.

yine insansiz kalicam. -kimsesiz degil, insansiz.-

6 Ağustos 2014 Çarşamba

“How could I know you fit my body like a glove? You’re destroying me. You’re good for me. You’re destroying me. You’re good for me. I have time. Please, devour me.”

23 Temmuz 2014 Çarşamba

su ara hayattaki en buyuk eglencelerimden biri sabah kutuphaneye giderken ve aksam eve donerken radyoda kesfettigim sarkilar. yine guzel bi sarki dinledim demin. (ders calisirken muzik dinlemiyim diye kulakligimi bile yanimda tasimiyorum artik.) radyo a'da sabahlari konusan kizi cok seviyorum sonra. bi gram insan sevgisi kalmissa demek icimde.

dun a young doctor's notebook diye bi mini dizi kesfettim, simdi onun son bolumunu izleyip uyuycam. aslinda daha cok dramatik denilebilir ama ben cok guldum izlerken. bi de daha bikac gun once daniel radcliffe'le dalga gecmesem iyiymis.

20 Temmuz 2014 Pazar


eve girdi, kendini yataga atti, beynini uyusturmak icin hemen bilgisayara yoneldi, uzun zamandir konusmadigi biriyle konusurken yine kendini taniyamadi, onu da oyle, huzunlenmek isten bile degildi, huzunlendi, aslinda guzel bi gun denilebilirdi, saatini komidine koymak icin uzanirken gordu ki kurk mantolu madonna veya genc werther'in acilari artik birer bardak altligindan fazlasi degildi, yeniden kendi olabilecek mi merak etti, mutluluk konusuna hic girmedi, sadece 'yolda oldugum surece sansim var' dedi bi kez daha icinden – neler olacak bilinmezdi.

14 Temmuz 2014 Pazartesi





meet me in montauk.

13 Temmuz 2014 Pazar

why do we fall, bruce?

merhaba. yine issizligin doruk noktalarinda gezindigim bir gundu. tam yapicak bi sey kalmadi, artik ders calisiyim derken tv'de batman'in cizgi filmine denk geldim. acayip kotu bi cizgi filmdi ki batman favori comicbook karakterimdir. neyse, kendimi dark knight rises'i izlerken buldum sonra. christopher nolan bir sekilde bana ilham vermeyi basariyor her zaman. yani boyle kisir, boktan, ise yaramaz bir gunde bile. o klise "vazgecme, ayaga kalk ve devam et" mesajini her nasilsa insana hic de klise gelmeyen bir sekilde veriyor. ya da bana oyle geliyor ne bileyim. iyi hissettim kendimi iste. bu arada filmin sonunda alfred'le bruce'un o kafede karsilasacagini daha alfred ilk kez ordan bahsederken tahmin etmistim. *clap clap clap* bi de keske herkesin bir alfred'i olsa. mesela zor gunlerin ustesinden gelip de, cook uzak bir yerlerde karsilasip konusmadan, gozleriyle selamlasacagi bir alfred'i olsa herkesin.

ergenlik all over again


"bana "insanlar bizi takmiyor. biz de onlari takmayiz olur biter" demisti. aynen soyledigi gibi yapmam gerekiyor belki de. hayatimdaki varligi o kadar yetmiyor ki sanirim yoklugu daha az aci verecek."

"artik guzel sacmaliklar yazmak istiyorum."

"o duymayacak olsa bile baskalarina onun duymaktan hoslanacagi cumleler kuruyordum, agzimdan cikan her kelime beni ona yaklastiracakmis gibi..."

"bir de, insanlari kalabaliklastiranlarla yalniz birakanlar, hep ayni kisiler galiba. tanrim! insanlara guvenmek ne kadar da tehlikeli."

"u.'a olan bes yillik hislerim, bir telefon konusmasiyla, on bes dakikalik bir telefon konusmasiyla... bilmiyorum. kaldi oylece, havada asili. degersiz, onemsiz. kucuk dusuruldu. on bes dakika verdi bana. benimle ilgisi olmayan hayatinda, islerini yoluna sokabilmesi icin, icini rahatlatmam icin. ne hissettigimi onemsemedi."

"neden surekli bu 'yapacak cok isim var' hissi ve bunun hicbir sey yapmama izin vermeyecek derecede agir olusu? icim bin tane parcaya bolunmus de, hepsi baska sey yapmam gerektigini soyluyor gibi."

"bazen yorganin altinda, bazen de sokaklarda aglamak iyidir. saklanmaya alisik biriyseniz, sokaklari tercih edin, sarsilmis gerceklik duygunuzla mukemmel bir uyum kuracaktir. gozyaslarinizi silenlere duygusal baglilik duymamayi unutmayin tabi. basa sarmak istemeyiz."

"iyilesmem cok zaman aliyor. dusmemek icin yurumuyorum ben artik n."

"orda karsilikli oturup bira icerken, beni neden o role oturttugunu aciklamaya calisiyordu ve science of sleep'i anlatmaya basladi. adamin kizi cok sevmesine ragmen yaptigi dengesizlikleri, cekip gitmelerini. 'orda kiza soyledigi gibiydi; sen farkliydin, diger herkes sikiciydi, ya da cok ayniydi... hala baktigimda farkli geliyorsun bana, bilmiyorum.' dedi. o filmi beraber izleyecektik, ondan bahsettik biraz. two days in paris'te julie delpy kucukken okul yolunda etrafi, yapraklari, agaclari izlemekten okula hep gec kaldigini anlatirken aklina benim geldigimi soyledi. her seyi hatirliyor, benden de fazlasini, her seyi."

"egom azicik beslenmeyegorsun, bak hemen boyundan buyuk seylerin ozlemini cekiyor!"

"m. benim en sevdigim yalanciydi. soyledigi seylerin hepsine inanmayi sectigim, bir sekilde hak bile verdigim bir yalanciydi."

"dun b.'yi gordum. uzaktan. kutuphaneye dogru gidiyordum. o koseyi donuyordu. uzun uzun baktim arkasindan. onu unuttuguma sasirdim. aslinda hala yasiyor olmasina bile sasirdim. varligina. aklimdan oyle uzun suredir gecmemisti ki."

"kendimi supheye dusurmek icin sayisiz yontemlerim var. yalniz, bunu onunla konusurken yapmam gerekmiyor. cunku o da benim gibi biliyorum, onun icindeki 'sey' de tetikte, suphe duymak icin bekliyor hep. bu yuzden ona guvenmekten korkmam gerekmiyor."

"ya hala boyle dusunmuyorsa, diyorum sonra. sonsuza kadar oyle dusunmek zorunda degil ya. belki bosu bosuna isitiyorum icimi. birine soylenen sozlerin gecerlilik suresi ne kadar acaba? gecen gun eski defterimi okurken aklima takildi, fazla uzun oldugunu sanmiyorum."

"bugun i.'ya onu anlatirken dedim ki 'icimin buzlari eridi derler ya, belki tam erimedi ama sip sip damliyo uzerinden'. 'erimis erimis' dedi."

"birkac sene onceki seyda olsa, bundan buyulenirdi. simdi daha gercekciyim. buyulenmis degilim, gozlerim kamasmadi; gordugum sey cok guzel sadece."

"ama kendinden baska yakini yokmus insanin. kendine bile uzakmis kimi zaman."

12 Temmuz 2014 Cumartesi

defterlerimi karistiriyordum. "tanri beni her seye ragmen seviyor olabilir." diye yazmisim bir kac yil once. gulmekten kendimi alamadim. yine platonik takiliyormusum.....

"onun mutlu oldugunu gormek hosuma gidiyor. mutlu olmayi cok hak ediyor. sanirim onun gibi fazla insan yok, yani oyle tahmin ediyorum. cok uzuldugunu, aci cektigini biliyorum. ama vazgecmedi. hayal ettigi seyden soz ediyorum. ve simdi her sey yoluna giriyor gibi. bunu yazarken agliyorum her nedense! banyoda makyajini temizliyordu. yanina gittim. sarildik. cok iyi geldi. neden agladigimi bilmiyorum.

(...)

onu son gorusumde, y. bana mutlu olmayi hak ettigimi soylemisti. her seyi hak ettigimi ve mutlu olmami istedigini. biri bana bunu ilk defa soylemisti. 'mutluluk' ve 'hak etmek' benim icin ilk defa yan yana gelmisti. neden diye sormak istedim. mutlulugu neden hak ettigimi bilmiyordum. panik oldum, cok tuhaf degil mi. biri hakkimda yanlislikla iyi dusunur diye korktum. halbuki dunyada olan her sey biraz yanlislikla."

3 Temmuz 2014 Perşembe

hayalkirikligina ugramaktan yoruldum. canim sikiliyor cunku kimseye guvenemiyorum. canim sikiliyor cunku dunya uzerinde tek bir kesinlik bulamiyorum yine. (tusdata fasikulleri de bi yere kadar.) zamandan ve mekandan bagimsiz, asla degistirilemeyecek bir sey. donup de elini uzattiginda orada olacak ve sana seni hatirlatacak bir sey. bu sinir bozucu dusunceyi nasil edindim bilmiyorum, tek bildigim, bir iki yil once mehmet gunsur'un o hikayesini okudugumda yillardir ifade edilmeden icimde duran bir seyi, birden karsimda buluverdigim. arada bir aklima takiliyor hala. "ariyorsan, tek bir seyi bulman yeter. tek bir kesinlik yeter." sonra bir de sey var, kings of convenience soyluyordu hani, "Unlike me, you've looked for things that could be found." mantikli tabi, insan bulmak icin arar genelde cunku, ya da mesela gelecegini bildigi icin bekler. (If love is setting a place at the table for someone who is never coming home, I think I'll pass.) aksi halde tatli yaz aksamlarini cehenneme ceviren super bir sihirli degnek sahibi olur cunku. neyse. bu ara les gibi film izlemeye basladim. bazen kafami uzun sure bir seylerden uzak tutabilirsem buna alisirmisim ve bir daha dusunmezmisim gibi geliyor. uzun sure uzaklasamadigimdan beceremiyorum ben. zihnimi mecburi olarak surekli kullanmak zorundayim ve illa ki gitmemesi gereken yerlere gidiyor. yani boyle acikliyorum kendime durumu. sonra olasilik disi seyler beni cok rahatsiz ediyor. asla guzel piyano calmayi ogrenemeyecegim veya belki birini hic goremeyecegim fikri. birden cokuveriyor. onumdeki olasiliklar birden sonsuz olmayiveriyor iste, ama hayat gittikce daralan bir yol diil ki, olmamali.. oysa yola baktigimda tek gordugum, artik orada olmayan seyler. ahh bunlar hep bahaneler. yine atesin etrafinda donup duruyorum ve atesten bahsetmemek onu daha az gercek yapar saniyorum..

21 Haziran 2014 Cumartesi

popomu kaldirip biyokimyanin son bes sayfasini okumam lazim ama canim yine fena halde friends izlemek, sonra bi de guzel playlistler hazirlamak istiyo.. eve gelirken radyoda perfect day caliyodu, ondan oldu hep.. nasil yapalim?

just a perfect day
you made me forget myself
i thought i was
someone else, someone good

14 Haziran 2014 Cumartesi

kendimi tutamayip uc maymun'u da izledim bugun. guzeldi. ama sanirim bir zamanlar anadolu'da'nin ve kis uykusu'nun yeri hep ayri olucak.

bi de sey var, her sey bi yana, nbc filmlerini izledigimde kabullenmis hissediyorum, ama pes etmislik gibi diil, daha degisik, tuhaf bi baris halindelik gibi..

12 Haziran 2014 Perşembe

garip sey, durup durup nukseden bir hastalik gibisin. garip sey, ismini gormeye bile tahammul edemedim yine. (tanidigin kimseyi tanimamis olmayi dilerdim.) iki gun once icimden ismini soyledigimde cok uzak gelmisti oysa. sana isminle seslenmek? sanki binlerce isik yili uzakta bir gezegende yasanmisti butun olanlar. garip sey, bu koca yuku her gun tasiyorum ve kimseye anlatamiyorum. denemedim degil, ama yarari da yok. "boylesi daha iyi", "zamanla gececek," dedi herkes dunyanin butun kucuk ve olagan felaketlerinden birinden soz ediyormusuz gibi. (ve her defasinda onlari haksiz cikaralim istedim.) zaman. sence de oyle mi? sana tek bir bosluk bile birakmadan asiktim ve seni kaybettim, telefonda harcanan korkunc dakikalar ve birbirimizden uzakta gecen aylar boyunca. (bu cumlede trajik olmayan tek bir sey varsa, kaybetmek.) garip sey, zamanla iyilesiyor degil de curuyor gibiyim. garip sey, yanildim cunku canimi yakmak icin hayatimda olmana gerek yok. ama bunun da ustesinden gelecegim, biliyorum, cunku bunlari onceden de hissetmistim. belki de sadece erteledim, ertelerken yanlislikla sana carptim. sanirim bu en buyuk kabusum, tam kurtuluyorum dedigim an basa ve en basa donmek. iste tam olarak bu duyguya: binlerce yildir yasiyorum ve yapayalnizim.

baris manco'dan gamzedeyim deva bulmam caliyor.

6 Haziran 2014 Cuma

"ben seni değil resmini tanıyorum. belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın."

ayni filmdeki gibi, cok yagmur yagdi yine bugun. cok agladim izlerken.

25 Mayıs 2014 Pazar

Stéphanie: [to Stéphane] You have a serious problem of distorting reality. You could sleep with the entire planet and still feel rejected.

the science of sleep, 2006
cok sey sasirtmiyo beni artik, sanki bi baloncugun icindeyim ve cogu sey onu gecemeyip bana ulasmiyo bile, ama sasirticak bi sey oldugunda ya cok seviniyorum ya da sarsiliyorum hala, en son david bowie'nin sarkisini dinledigimde sasirdim mesela, bazi seyler nasil boyle guzel ifade edilebiliyo ki diye, simdi yine sasiriyorum cunku fark ediyorum ki ne kadar ileri giderse gitsin, isterse seneler gecsin o duvarlari asamiyo insan, aslinda herkes kendi baloncugunun icinde yasiyo, ve tanidigim birine butun samimiyetimle hak veriyorum ki guven denilen sey bi sacmalik, surekli surekli abarttigim

19 Mayıs 2014 Pazartesi

ve hikayenin tam burasinda bir mucizeye ihtiyac vardi
tanrilarin ufak bir yonlendirmesine
hani adam tesadufen biriyle konusur ve aydinlanir
kiz bir ruya gorur ve aglayarak uyanir
(her gun degil)
sonra taslar yuvarlanir birdenbire
hizla yatagini bulur su
ve dunya donmeye baslamistir artik
cok ozlendigin gunlerin hakki verilmeye.

her sey olmasi gerektigi gibidir kusursuz olmak yerine
kosar yine karanlik cikmaz sokaklara
el yordamiyla seni arar
yaninda huzunlu asik bir kalabalik
dusup dizleri kanadikca mutlu olur
seni bulur yeniden kusurlu olur
cunku biliyorsun kusursuzdur yalnizlik

14 Mayıs 2014 Çarşamba

10 Mayıs 2014 Cumartesi

cunku eger soylersen gercek olur
bunu herkes bilir
soylenmemis her sey reddedilebilir
olmamis gibi davranilabilir
unutmak kolaylasir boylece
soylemiyorum ben de artik
soylemeyecegim
dilimin ucuna gelecek ismin
ben susacagim
susarken bazen
'elinden baskalari tutacak' dedigin gunu
ve ilk elimi tutusunu hatirlayacagim
koprude yuruyusumuzu
bu kadari mazur gorulur sanirim
biraz telasli ve hizli adimlarimiz
yurumeye dikkatimi veremiyorum
ayni anda nasil karanlik ve nasil parlak gece bilemezsin
el eleyiz koprude yuruyoruz
biraz gorkemli gibi
yanimizdan insanlar geciyor
ben sadece isiklari ve seni goruyorum
senden habersizim seninle yuruyorum
iste her sey tam orada basliyor
peki
simdi bunu yalniz ben biliyorum
oyleyse gercek mi degil mi kim soyleyebilir
dusun ki cilginin biri tarafindan kurgulanmis ve
bir sekilde aklimdalar
zaten o kopruyu de yiktilar

7 Mayıs 2014 Çarşamba

bu gece de uyuyamiyorum. radyoyu actim, karanlikta uzaniyorum. seni nasil ozledigimi unutup var olmayi hatirlamaya calisiyorum. cunku bazi geceler, hicbir seyin yarari yok hala. oyle paramparca ki icim, biraz bile iyilesmedi. ustunden bi gun bile gecmedi. tek kelime konusalim istemiyorum, sadece susup sana kosmak istiyorum sevgilim. kosup sarilmak. belki biraz aglamak. baska bi sey istemiyorum. sonlarda da baslangiclarda oldugum kadar kotuyum. bi gun gecicegini bilsem de beceremiyorum iste. istemiyorum belki. icinde oldugun sayisiz ruya gordum, hala goruyorum. sen bilmiyorsun. ruya mi goruyorum g., inanamiyorum buna diyorum. sefkatli sesinle iyiyiz biz bebegim, diyip sariliyorsun. hemen inaniyorum sana. sana inanmaktan baska bi arzum yok. uyaniyorum sonra birden. hatirliyorum ki sensizim. ve oyle kalacagim cunku sen bensiz daha iyisin. iste o gunler cok zor geciyor.

22 Nisan 2014 Salı

her kim ki buyuk laflar ederse ask uzerine, ayrilik uzerine, yalnizlik uzerine, aci uzerine, yanilir biliyorum.

***

once anlamadin. bekledin. sokaklarda bekledin, kutuphanelerde, kafelerde, sigaralarla, hava buz gibiydi ama bekledin, insanlarla konustun hep onu anlatmak istedin, bekledin. disindan bitti derken icinden kara kara dusundun. gercekten bitmis olabilir mi? kendini kaybettin. kendini zaten kaybetmistin. duygular insana neler yaptirirmis. aslinda hep farkindaydin. sen degildin. sen olamazdin koseye sikismistin. aslinda kendini hic acamamistin. iki kisilik bir dunyayi tek basina yaratmaya calistin. eskiden iki kisilik sonsuzluklardan bahsederken bu kez oraya zar zor sigdin. orda da, tek basinaydin. yine anlamadin. gozlerini kapadin. sarkilar dinledin. sarkilar coskuyla yukselirken hep hayaller kurdun. birkac yil sonra olanlari hatirlayip beraber guleceginize ne kadar emindin. zor seylerin ustesinden gelmek insanlari birbirine baglar. hatalar yapmak, rezil hatalar. tokezlemek, dusmek, hatta kucuk dusmek, ama sonunda yine de kucaklamak her seyi, oldugu gibi. boyle seyler insana siirler, sarkilar yazdirirdi zaten. akillanmamistin. son yikimini bile tamamen unutmustun ve gittikce daha caresiz gorunmeye basladin. gercekten bitmis olabilir mi? insan sevdigini yuceltirmis, sen de onu yuceltmeye devam ettin. bikmadin. bir tek bundan bikmadin. gercekten bitti mi?

***

agladin. sustun. tahmin edilebilecek seylerin cogunu denedin. eylemsiz, durdun. gecmedi zaman. sonra kendini sucladin her zamanki gibi. kendini sucladigin icin bile kendini sucladin. agir agir acilacakti algilarin. bosluga bastin. zamanla, dusmemeyi tecrube ettin.

her firsatta dozundan biraz fazla guldun. a. sevgilisinin elini tuttugunda gozlerini kacirdin. masada yalniz kaldiginda, karsidaki tavla oynayan kizla cocuga daldi gozlerin.

her seyin sacma bi drama donustugu binlerce an yasadin.

gecti zaman.

***

son bir haftadir, yataktan pek cikmadan birkac sezon supernatural izledim. ayni eski pasif agresif gunlerimdeki gibi, evet. dean'in dudaklariyla ilgili takintim disinda crowley'le bile duygusal bag kurdum sonunda. bi yerde okumustum, eyleme gecmek icin mutlu olmak degil de, mutlu olmak icin eylemde olmak gerektigi.. mutlu olmak yerine iyi hissetmek diyelim ya da. zihnimi gercekdisi bi seylerle mesgul edebilmek cok iyi geldi.

artik gercek dunyaya donmek gerekiyor tabi. son zorlu yokusum bu bir sureligine. en zorlu yokusum. eylemde olmaktan kastimsa bundan sonra, seytan tabletini cozmeye calisan kevin tran hayatima geri donmek.. o kac ay yapti bunu bilmiyorum ama benim yaklasik 4 ayim var. bkz. cehennemin kapilari nasil kapatilir..

***

geciyor zaman.

6 Nisan 2014 Pazar

Gün bitti. Saat kaç. Bitecek mi bir gün savaşımız
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de
Dönüp dönüp arkamıza baktığımız
Bir dünya kalıntısı üstünde
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de.

21 Mart 2014 Cuma

sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem

19 Mart 2014 Çarşamba

it's gonna take a lot to drag me away from you
there's nothing that a hundred men or more could ever do

18 Mart 2014 Salı

dunyanin binbir turlu derdinin, tasasinin, trajik olaylarinin, olumlerin kalimlarinin ve bitmek bilmez mantiksizliginin arasinda, 23. yasimi nasil yaktigimin hikayesi eminim cok komik gelecek yillar sonra. az once evin arka tarafindaki parkta oturmus sigara icerken hayat cok basit aslinda diye dusundum bilmiyorum kacinci defa. nefes aliyorsun, adim atiyorsun, arabadan iniyorsun, bir kapiyi aciyorsun, seviyorsun, unutamiyorsun, unutuyorsun, mutlu oluyorsun, uzuluyorsun, o sarkiyi tekrar aciyorsun, veya artik hic dinlemiyorsun, nefes aliyorsun, geciyor sonra, hepsi geciyor sonunda. fakat benim yaptigimi yapmaman gerek, dudurp durup dusunmemen, tek basina oturdugun o bankta kendininkiler cok hafifmis gibi bir de onun ne dusundugunu kestirmeye calismaman gerek. naparsan yap zaman durmayacak. gercekten bu oldu mu? sorusunu sormayi birakman gerek. her gun yeniden mi ispatlayacaksin, oldu iste. yasanmamis anlarin yuku her seyden daha agir aslinda. hayali kurulmus ama yasanmamis. oldu iste. hepsini tasimayi goze aldik beraberce. neden diye soruslarin, ne kadarini anladigin, anlamadigin onemli degil. anlamak zorunda degiliz, zaten bir sey anlayacagimiz da yok. keske ben de biraz kaderci olabilseydim. keske.

27 Şubat 2014 Perşembe

tesekkur



her gun bi seyler oluyo. bugun de bir suru sey oldu.  sabah yedi bucukta aglayarak uyandim. uyuyamadim tekrar, tanriyla ilgili seyler dusundum. sanirim biraz dua ettim. sonra yatakta debelendigim saatlerin ardindan zorlukla gittigim kutuphanede yer bulamadim. cantami bi masaya atip disari ciktim. kutuphanenin yanindaki banklardan birine oturdum. yan bankimda bi teyze vardi.  beni beklermis gibi oturup durdu yanimda. hava soguk degil mi? diye seslenen adama gulumseyerek temiz hava aldigini soyledi. bense o sirada duman solumakta, dorduncu sigarami icmekteydim. sonra e. abi geldi birden. aslinda onu kutuphaneye girerken gormus ve gormezden gelmistim. yanima gelip oturdugundaysa nedense dunyalar benim oldu. acil stajindayken de severdim onu. oglunu bile mincirmisligim var. rotasyondaymis, teziyle ugrasiyomus o da. tus'tan, doktor olmaktan ve hayattan konustuk. oncekileri bilmiyo nasilsa diye dusunup uc sigara da onunla ictim. kendini birakman lazim, dedi laflarken. her sey yoluna giriyo bi sekilde. son gunlerde yasadiklarimdan haberi yoktu ama benim sarilasim geldi o bunu soylediginde. gecicek di mi abi diye.. sonra iceri girdik. hala ders calisasim yoktu tam da o sirada c. aradi. hastaneye gittim, onunla yemek yedik. daha dogrusu o yedi. ben de cay soyledim. evet midemdeki yumruk bi yana aslinda sakindim ve dunyanin sonu gelmemisti. dunyanin sonuna daha cok vardi. ben her seyi flu goredurayim baska insanlari da silkeliyodu hayat. siniyodu, bok vardi cunku. c.'la ayrildik. ben kutuphaneye donucektim. sigarami yakip arabaya dogru giderken hala pek calisasim yoktu. yine agirlasmistim. sonra p. ile karsilastim. karsidan naber fistik diye gelirken o ben artik kendimi tutamiycagimin farkindaydim. bazi insanlardan icini saklayamazsin, beceremezsin. onu cok iyi tanidigimi bile soyleyemem ama p. da benim icin onlardan biri iste. sacmaladigim bikac cumleden sonra sesim titredi ve aglamaya basladim. canini yakti.. dedi uzuntuyle aylardir konusmadigim, su anki hayatim hakkinda hic fikri olmayan kadin. beni kenara cekti, saati sorup sigaramdan aldi ve bana yapabilicegi en buyuk iyiligi yapti o bi sigaralik zamanda. simsiki sarildik giderken. cok garipti.

garip ve guzel tesaduflerin de bi etki suresi var tabi. kutuphanenin onundeydim tekrar, ezan okunuyodu ve ben yine, tanriya yeniden mi inanmaya basladigimi dusunuyodum. p.'in sozlerini aklimdan cikarmamaya calistim. 44 gunluk bi calisma plani yaptim. pediatrik noroloji sayfalari arasinda yine onu gordum. sonra kitabi kapatip eve gittim. babamla biraz memleket hallerinden konustuk. battaniyemin altinda 'ask ekmek hayaller' adli diziyi izlerken kendimi 150 yasinda hissettim. sonra ayriligin resmini cektim. ve neden bilmiyorum yazmak istedim bugunu. bugun ben bi kez daha olmedim.

20 Eylül 2013 Cuma

beraber dinledigimiz o sarkiyi dinliyorum simdi
beraber dinledigimiz icin sevdigim o sarkiyi
bir seylerin degismesine cok az kaldi
ben bunlari yazarken
biz de degisiyoruz sanki
aci taraflarini goruyoruz derinine indikce duygularin
koselerine carpiyoruz
ayirdina variyoruz koselerin birbirimizden uzakta
aci cekmeyi ogreniyoruz yeniden
ve onun butun karmasik silahlarini
yine benzemiyor oncekilerin hicbirine
cunku hep yenidir aci cekmek
ve henuz cok taze
ve hemen birakmayacak yakamizi,
zaman alacak olgunlasmasi
tenimizin birkac kat altina gomulup
her aksam her aksam
kanamamasi.

23 Temmuz 2013 Salı

Nedir bu
gecenin icinde
bu inim inim uzayan turku?
Bir ask turkusu olmali
ya da bir agit
ya da ikisi bir arada.
Ne diyorlar boyle hep bir agizdan Harabo Harabo?
Harabo'nun kotu oldugunu.
Dinliyor musun?
Evet.
Ne diyorlar, anliyor musun?
Biraz. Diyorlar ki, Gel benim basucumda bekle,
bu yasadigim yerler yasanmaz oldu.
Kimden soz ediyorlar dersin? Kime sesleniyorlar dersin?
Aliye Ramo koyunun uzumlerinden.
Aliye Ramo koyunun uzumlerine benzeyen memelerden
genc kiz memelerinden
bu arada Tanri'dan hem seytandan
ikisinden de medet umuyorlar
ya da ikisinden de umudu kesmisler
ve uzak bir ilden soz ediyorlar
Mardin belki
cunku bir satodan soz ediliyor
ya da ona benzer bir seyden
bir kuleden, bir handan
ve onun icindeki fidan boylu bir kizdan
O genc kizin bedeninden
kar eriten atesinden
kis gecelerinden
bahar gunesinden
bir kiz bir kiz ki
adi Aliye Ramo
hem bir kiz hem bir koy
bir turku ki hem insandan hem koyden soz ediyor
Baska nelerden soz ediyorlar?
Parildamayacak gunesten
soguk gunesten
koyundan, tokludan, dogacak kuzudan
ve sonra dagdan inen kurttan
Bu ne kis diyor turku bu ne bitmez kis
ne zaman gelip beni bulacaksin
ne zaman beni kurtaracaksin?
Kim soyluyor bu turkuyu? Kimin agzindan yakilmis bu agit?
Bilmiyorum. Dedim ya, bir kiz icin ve bir koy icin ve
goruyorsun hep bir agizdan soyluyorlar simdi.
Diyorlar ki, Yeter artik Harabo yeter artik
Ne diyorlar?
Baskasiyla evlendin Harabo bizi aldattin
koyunden kactin Harabo
yaban ellere gittin
Yeter artik Harabo Harabo
beni unuttun
beni unuttun
beni kendine kole ettikten sonra unuttun
Tanri bunlari yanina komaz Harabo
Harabo Harabo
ama sen gene don
seni bagislayanin ve sevenin kollarin atil
Harabo Harabo
oleceksin Harabo
kemiklerin kuruyacak kullerin yelde savrulacak
sabah yeli kullerini dogdugun topraklara geri
getirecek
sevistigimiz agacin altinda birikecek
Haraba Harabo yaniyor memelerim
Harabo Harabo kavruluyor kasiklarim
Harabo ulu daglarin yeli eser
Harabo bu yeller hic durmaz
icimdeki ates sonene degin.

Hic susmuyorlar.
Susmazlar. Sonu gelmeyen, her bittiginde yeniden baslayan bir turkudur bu. Gelmeden soylemislerdi bana. Butun gece devam eder. Hep ayni seyleri soyler gibiler.
Ne diyorlar?
Deyola, diyorlar, ben olumden korkarim
korkmam dersem de korkarim
gozden korkarim ulu kistan korkarim
senden uzak oldugumda
esen yelden korkarim
yagan kardan
uluyan kurttan korkarim
Ben olursem
sen don ve kaz mezarimi
cunku ancak sen bu karlari kureyip topraga ulasabilirsin
cunku ancak sen bu ulu kista kazabilirsin
kabrimi (kabrimi, diyor)
Ve beni o tepeye ancak sen gomersin
Agac yoktur ki basima dikesin
Ziyani yok
karlar erir sen burda olursan
bir agac bul dik dumduz olmus mezarimin basina dik
delaylo oy delaylo
ne zalimdir kara kista gelen olum
ne zalimdir sevgiliden uzakta olum
helo helo doyamadim dudaklarina
oksayamadim seni diledigimce
teninden nasil ayrilirim senin
bu gece ne bitmek bilmeyen bir gece
ve kursun sesleri geliyor delaylo delolo
pencereden baktim kar basladi
uzakta
yuksekte
karlarin ortasinda
yapayalniz
yapayalniz gibi
bir cira alevinde
bir cira alevinin isli isiginda
Karanlikta
olmek istemem sensiz
olmek istemem delaylo delolo...

Sustular mi?
Evet. Birazdan yeniden baslamak uzere.
Baslayacaklar mi, dersin?
Sanirim.
Ne kadar surer dersin?
Butun gece. Butun bir kis boyu (belki).
Nicin soyluyorlar butun gece, butun kis boyu,
bu bitmez turkuyu, bu aci agiti?
Cunku.
Bizim yaptigimiz gibi mi demek istiyorsun?
Belki...
Evet...
Hic suphesiz...
Aynen.

19 Temmuz 2013 Cuma

neyse ki parcalarimi toplayan arkadaslarim var.

30 Haziran 2013 Pazar

kelimeleri zar zor bulup hizaya sokuyorum. bir yabanci yaziyor sanki yazdiklarimi.

icim bombos. acidan, agirliktan kotu bu. bombos. boyle oluyormus demek ki nicedir unuttugum o hiclik. degil gecmis, degil gelecek, tutunacak bir insan isminin kalmamasi. kendininki dahil. boyle oluyormus. kendi ismin de olsa olsa bir hayalkirikligi cunku. yari yolda kalmayi aliskanlik edinmis. her zaman imkansiz mutluluklar aramayi ve her seyin sonunda felaketlerin ortasina dusmeyi de. felaketlerden sonra dik durmayiysa hic becerememis. belki tek tesellisi, hala hissetmesiymis. hala taslasmamis kalbi korktugu gibi. hala inlermis aciyla. insanmis cunku. hala insanmis ve yas tutarmis. neyin yasi? olen anilarin ve hayallerin yasi. unutulmanin ve unutulacak olmanin yasi. iste boyle, boyle yikiliyormus korkudan varligini bile inkar ettigin kesinlikler. belki de kendi uydurdugun.

27 Mayıs 2013 Pazartesi

"Benimse ne gideceğim bir yer
Ne de özlediğim bir şey var
Öyleyse neden yazıyorum bu sözleri ona
Bu biraz sevdaya benzeyen, biraz da sevdasızlığa
Böyle gelişigüzel böyle kırık dökük
Sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana."

19 Nisan 2013 Cuma

garip bir sey var. biz seninle yakinlastikca, aramizda buyuyen mesafeler var. boyle olacagini hic tahmin etmemistim. tanik olunmamis milyonlarca anim oldu simdi. tanik olunmamis ve yari-yasanmis. (ve yari-yasanmamis). nasil derin bilsen! ama gorunmez! nasil oldu da gormedin hicbirini ve etkilenmedin? aci cekmedin. sevmek, bencildir oysa. aci cekerken, aci cekmesini ister. mutlu olmasini degil. bir tek onu degil. bu yuzden melek olamayiz: melekler gercekten sevmezler kimseyi.

*and i was broke, without a smoke*

19 Mart 2013 Salı

tomris uyar alfabesi

Hata: Yaşam hatasızlığa dayalı olamaz. Bazen hatalar büyük keyifler bırakabilir. İnsan Hakları Bildirgesi’ne girmesi gereken bir madde bu. İnsan saçmalayabilmeli, hata yapmalı. Yapılmazsa da hayat bir şeye benzemez. Hele ilişkilerde.

8 Mart 2013 Cuma

baktigin gun soyle acik mi?

4 Mart 2013 Pazartesi

27 Şubat 2013 Çarşamba

yazalim yazalim. ne yazalim? o gunden baslayalim. kitaplara bakarken, elimi tuttugun andan. benim sana bakip gulumsedigim, seninse kitaplara bakmaya devam ettigin andan. ben hic tanimadigim o seyi hissediyorum. sana soylemiyorum. baska bir an: nehrin kenarinda duruyoruz. asagi bakiyoruz. sen dusmeyeyim diye –sanirim gercekten de dusecegimden korkuyorsun– beni belimden kavriyorsun. defalarca opuyorsun. o sirada bize sorsalar, zaman diye bir sey yok. sonra aradan sonsuz sandigim iki hafta geciyor nasilsa. ikinci yarisi birtakim kalp sikismalariyla gecen iki hafta. ve karsimdasin. hayatimda ilk defa, birini gordugumde, bu kadar ozledigimi fark ediyorum. belki ilk defa birini gordugume bu kadar seviniyorum. hissediyorum. hayatta oldugumu. hafifliyorum. ici olmus biri icin fazla bunlar. cok. sen bana sarildikca ben hepsini tasiyabiliyorum. oyle cesur oluyorum ki, hic konusmadigimiz seyleri soruyorum sana. gelecekten bahsediyoruz. gelecek, o an cok yakin gozukuyor gozume. cunku sen, iste, karsimda oturmus bana bir seyler anlatiyorsun. ve benim yine sonsuz butun simdilerim. dusununce bu gercek inanilmaz geliyor bir an, guluyorum. mutluyum. neden guldugumu soruyorsun, mutluyum diyorum, inanmiyorsun. simariyorum. bir seylerin cozuldugunu hissediyorum. sonunda hareket edebildigimi, eskiden felcliymisim gibi. yaralar, boyle iyilesiyor demek ki. biraz rahatsiz bir yerde, uzun uzun opusuyoruz sonra. orasi dunyanin en rahat yeri oluyor birden. kollarin simsiki sarmis beni. camlar ne zaman bugulanmis?

beni son kez opup otobuse biniyorsun. vedalasmamiza gerek kalmasin diye, seni bir daha gormemek dusuncesi geciyor o an aklimdan. birbirimize el salliyoruz, sonra sen, iyilestirdiklerinin yanina, hemen yanina, kocaman bir yara acip gidiyorsun. bana bakip gulumsuyorsun. ve ben o sirada kimbilir kacinci sigarami iciyorum.

16 Şubat 2013 Cumartesi



“This time he is close to her, he speaks to her. She welcomes him without surprise. They are without memories, without plans. Time builds itself painlessly around them. Their only landmarks are the flavor of the moment they are living and the markings on the wall.”

3 Şubat 2013 Pazar

mutlu edebiyat yoktur, demisti bana bir gun. bunu kimin yazdigini da soylemisti belki ama hatirlamiyorum. birkac yil once izledigim bir filmde; bir adamin mutluluk uzerine yazilacak cok sey olmadigindan bahsettigini hatirliyorum. mutlulugun bircok acidan koreltici bir duygu olduguna inanmam, bundan cok onceye dayaniyor tabi. ben mutlu degildim ama yine de koreldim. ustelik guclenmedim. asiri-duyarliliklarimdan veya sonsuz kuskularimdan bir sey kaybetmedim. sadece koreldim. icimdekileri guzel bir seylere donusturemedim, olanca sekilsizlikleri ve cirkinlikleriyle biriktirdim onlari. agzima kadar o kocaman, taslasmis cirkinlikle doluyum simdi.

butun gulumsemelerin altinda bir seyler gizli, butun gulumsemeler birer ortu. olu bir pazar gununde, bolca gulumseyen bir olu.

25 Aralık 2012 Salı

halbuki bilincaltimiz biraz ayarli olsa ne guzel olur. cok uzaklarda kalmis bir yasami getirip koymasa gozumuzun onune. cok uzakta kalmis, eskimis, burusmus ve artik guzel bile olmayan hayalleri hatirlatip da, sonsuz simdi'mizden calmasa. silsek yuzlerini hafizamizdan. guluslerini de. her seylerini de. oldursek o aklimizin en arka odalarindaki hayaletlerini. bir hayalet gordum cunku ben dusumde. konustu benimle, uzgundu, sabahin korunde sarhostu ve sanirim biraz da cildirmisti. haline cok uzuldum. ona yardim etmek istedim. pesinden gittim; bulamadim onu. sonra yeni sabaha uyandim. unuttum ruyami. uyandigimin aksamustu, gereksiz bir isle ugrasirken birden hatirladim.

20 Aralık 2012 Perşembe

"birden hatırladık seninle buluşamadığımız günleri"

13 Aralık 2012 Perşembe

[ed. n.]: "Butimar bir kuştur, deniz kıyısına çöker, denizin bir gün kuruyacağını düşünür, bu tasa yüzünden de su içmez hiç."

9 Kasım 2012 Cuma

"sen aslında hazine gibisin, ama seni bulmak çok zor. toprağın altındasın, insanlar üzerine basıp geçiyor."

22 Ekim 2012 Pazartesi

and the winner is-

"her şey" vs "her zaman"

5 Ekim 2012 Cuma

mutluluklar vesaire


üzüldüğümüzde hatırlamak için biriktirdiğimiz şeyler. dedi içinden onu düşünerek. üzgündü çünkü yirmi iki yaşındaydı ve sanıyordu ki içi ölmüştü. ablası daha bugün evlenmişti ve herkes ona sırtını dönmüştü. herkes zaten birbirine sırtını dönmüştü. gözleri doldu. kendisi ve bir kaç kişi için, tutunacak şeyler bazen ne kadar da.. yoktu. önceki gece, ezginin günlüğü'nden "seni düşünmek güzel şey"i dinleyerek ağlamak istemişti. ama gözleri şişmesindi. şimdiyse, midesi bulanır, kendini terk edilmiş ve her zamankinden küçük hissederken -dahası, içten içe de büyüklenirken; gözleri doluyor ama ağlayamıyordu. şimdi, birinin ona söylediği güzel şeyleri düşünmeye çalışıyordu. (ne demişti hani o gün?) son zamanlarda bunu sık yapmaya başlamıştı. risk alıyordu: akrabalarına garip bir içgüdüyle şimdiye kadar hiç güvenmemesine karşın onlara sırlarını vermeye başlaması gibi. onların önemini anlayamayacağı, ufak ama aslında kocaman sırlar. (bıçak darbeleri gibi, gerçekte görünürdekinden çok daha derin yaralar.) yalnızlıktandı bu; bazen herkes gibi konuşmaya ihtiyaç duyuyordu. risk alıyordu: özlemeye başlamıştı ve bu çok vakit alıyordu. onunla oturup konuşmayı özlüyordu mesela. onunla tavla oynayıp her zamanki gibi yenilmeyi, bir bankta sessizce oturup sigara içmeyi, ona sarılmayı özlüyordu. onunla hiç yapmadığı şeyleri özlüyordu. bu da mı yalnızlıktandı? nasıl bilinirdi? onu etrafında insanlar varken de özlüyordu. ama insanlara da ihtiyacı vardı, bunu biliyordu. çok canını yaksalar bile onları bırakamazdı. yaşamak için bu somutluğu duyması gerekliydi. insanlar elini sıkıp "darısı başına" demeliydi ve o dışından utanmış gülümsemesiyle gülümserken içi cız etmeliydi. sonumuz mu geldi? işte yine öteki olmayı bile beceremeyen bir ötekiydi.

cümleleri kopuk kopuk ve ne dediği belli değildi. bu da burda bitsindi..

                                                                                              17.06.2012 | 03:29

19 Eylül 2012 Çarşamba

sonra kafamın içinde between the bars'ın çalmaya başladığı bi an geldi ve gülümsedim.

28 Ağustos 2012 Salı

en kötü özelliğim de şu; kendimi kötülediğimde, başta bana inanmazsın (ya da belki inanmamış gibi yaparsın, bilmem) ama sonra öyle ısrarla devam ederim ki buna, sana öyle bakiştebuyüzden'ler bulup getiririm ki, sen de susarsın sonunda. işte orası çok korkunç bir yer bence.

bir de, bugün buraya bildiğin güzel şeyler yazacaktım nerdeyse. çok yakındı,  iy ki acele etmemişim!

26 Ağustos 2012 Pazar

korkum; ben anlatırken gözlerini uzaklara kaçırmandır. ve ben tam devamını getirecekken lafımın, sözüm bitti sanmandır.

25 Ağustos 2012 Cumartesi

geriye ölü bir adamdan kara mizah öğrenmek kaldı bir tek.

23 Ağustos 2012 Perşembe


seni tanımaya başladığımdan beri
günlerin bir en güzel kısmı var
kalkıyorum
aydınlıklar içinde bir yerlere gidiyorum
her gün sevimsiz aydınlıklar içinde
hep acele ediyorum
sonra azalıyor gün, tam bitti bitecek
ben gelip seni buluyorum
loş ışıklarda seni öpüyorum
hiç acelem yok
gün bitiyor
sesin: yarı-hatırladığım bir rüya
beni çağırıp duruyor

oyunumuz basit
zamanı bir de dünyanın bütün uzaklıklarını yok say
seni tanımaya başladığımdan beri
günlerin bir en güzel kısmı var

16 Ağustos 2012 Perşembe

iç seslerin kontrol dışı çatışması ve en sonunda uzlaşma değil de zaruri bi rahatlama: evet, böyle düşündüm, böyle dedim ve tam da böyle hissettim,
ne var?

10 Ağustos 2012 Cuma

huf


şu an tek istediğim bir an önce yarın sabah olması ve çoğu sabah olduğu gibi hastaneye girmeden önce bir sigara yakmak. ve yarın nöbetçi olduğuma göre seni düşünmeye pek vaktim olmaz. böylece içimde birikenleri biraz dışarı atabilmek için türlü saçmalıklar yapmam. böyle şeyler yazmam. sabah olur, sigara yakarım.

ne düşünüyordum ben de bilmiyorum. bilsem söyleyeceğim. bir şeyler yanlış gidiyor, bunu yazdığına göre sen de farkındasın. bir şey oldu çünkü. bir şeyler yerli yerine oturmadı. bir şeyler taştı, bir şeyler azaldı. sen de farkındasın hissettiklerimin. iki gündür aklımda senden başka bir şey yok. abarttığımı düşünüyorsun değil mi? herkesi durdurup ne yapmalıyım diye sormak istiyorum iki gündür. çünkü ilk defa tehlikelisin benim için. ilk defa kaçmak istiyorum senden. çünkü yanına gelemiyorum. çünkü yanıma gelmiyorsun.

neden büyük laflar ettin? büyük lafları sevmediğimi biliyordun üstelik, buna rağmen göreceksin prenses dedin. (belki de tam olarak öyle demedin.) neden o gün, aşık olmaktan bahsettin? hatırlıyor musun? neden güzel olduğumu söyledin örneğin? neden, neden bir şekilde hep yanımda olacağını söyledin? olamazsın, her zaman hissettiremezsin kendini. varlığın varsa, yalnızlığın da vardır, yani, sebep olduğun yalnızlık. X. yalnızlığı, ama şeyda'nın. şeyda'nın X. yalnızlığı. (sen birden karşıma oturup tavla oynamaya başladığımızda olduğun gibi: X.) ne yapacağız şimdi? sana bunları nasıl söylerim? bana haksızlık yaptığını düşündüğümü nasıl söylerim? sen her şeyi, hep bildin. bense söyleyeceğin her şeye hazırlıklıydım her gün. (bu hariçmiş.) bazen birden karşıma çıktığını hayal ediyordum. akşam eve dönüyorum, acil kapısından dalgın dalgın çıkmışım da sen bekliyorsun orada. gözlerin parlıyor, sonra benimkiler de dalgınlığı bırakıp parlamaya başlıyorlar. ne arıyorsun, nasıl buldun, nerden geldin belli değil. elinle koymuş gibi buluyorsun beni. ya da ben giderken şeyda! diye sesleniyorsun arkamdan. sesin tanıdık geliyor ama çıkaramıyorum. (gülüşünü de unuttum şu sıralar.) arkamı dönüp bakınca.. sensin. ağzımı açıp bakıyorum. sonra bir şey demeden, diyemeden, sarılıyorum. kimse umrumda değil, burası artık yeni bir dünya, senli bir dünya, ve bu yeni dünyada ben henüz tedbirsizim, koşup sarılıyorum.

yani ben seni en fazla buraya kadar tanıyabileceğim, öyle mi? ötesini hiç bilemeyeceğim. (şarkıda solving every mistery, i want to know your history diyordu hani.) bazı akşamlar, hastaneden çıkıp eve dönerken, yine böyle aptal senaryolar kurup sonrasında utanacağım. utanacağım, çünkü bilsen hayal kırıklığına uğrardın. ucuz senaryolar albayım!

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Ben sana bakiyorum; fakat, donulmez bir yola girdik artik. "Ucuz hayallerin anlatimi da ucuz oluyor," dedi. Kendini kotule bakalim. Buradan bir yere gidilmez. (Biliyoruz.) "Dusunurken ucuz gelmiyor; kelimelerle dusunulmuyor cunku resimlerle dusunuluyor. Sonra, resimlerin de ucuz kaynaklardan alindigi anlasiliyor."

7 Ağustos 2012 Salı

küçül şeyda küçül.

31 Temmuz 2012 Salı

bu şarkılar bu kadar güzel olmasaydı, başka biri olurdum, dedim. 'para' çalıyordu. aslında her şekilde, başka biri olurdum, her farklı küçük olasılıkta. dinlemediğim her üzgün şarkıda ve bana söylemediğin her sözde, seni tanımadığım her günde. başka biri olmak için sonsuz tane olasılık varken, sonsuz olasılığın diğer sonsuz tanesi değil de bu oldum, merhaba. kader kavramı da burdan besleniyor olsa gerek; ve böyle bakınca, saçma gelmiyor aslında. her şey olup bittikten sonra başlıyordur kader denen şey belki. insanlar başka neler olabilirdi diye düşünüp çıldırmasın diye, bir küçük avuntu. çaresizliğin sonundaki kabulleniş anı gibi. canını da yaksa, seni kurtaracak güzellikteki şarkılar gibi.

24 Temmuz 2012 Salı

bazen herkes tek yaptığının kuyruğunu dik tutmak olduğunu bilir, ama senin yine de kuyruğunu dik tutman gerekiyodur.

24 Haziran 2012 Pazar

bazı anlar vardır. geldiğinde, onu hemen tanırsın. aslında biraz heyecan vericidir, çünkü hemen bir karar vermen gerek.. hafifçe gülümseyip hayatına aynı şekilde devam edebilirsin -az sonra unutacağın küçük bir vazgeçmişlik hissiyle. sağlam kabuğun seni herkesten korur, ona güvenirsin. ya da başka bir şey yaparsın o an. risk alır ve anlatmaya başlarsın. hiç susmadan, virgül bile koymadan anlatırsın. cümlelerin kesik kesik değildir her zamankinin aksine; çünkü susarsan, şüpheye düşeceğini bilirsin. kendine zamanın birinde söz vermişsindir. bir daha asla böylesine açılmayacağım kimseye demişsindir. kimsenin karşısında savunmasız kalmayacağım. oysa kimsenin seni olduğun gibi görmemesi bazen her şeyden daha acı vericidir. sonrasında pişmanlık gelecek olsa bile.

sırrımı bilince, sınırımı görmüş oldun. belki biraz hayal kırıklığı oldum. çünkü yaşadığı travmaların ötesine geçemez insan. geçerse de kendisi olmayarak geçer. biliyorsun değil mi? uzaktan bakmak zordur onlara. üstelik şimdi bilmediğim görünmez bağlarla bağlıyım sana. canımı acıtmak için yeterince şey biliyorsun çünkü artık, sevdiğim tüm insanlar gibi.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

bazen o kadar çok üzülüyorum ki sanki çok hasta olacakmışım gibi geliyor. hatta bunun rüyalarıma girdiği zamanlar bile oluyor. sedyedeyim, gidiyoruz, canım acıyor, kafam acıyor, ortada felaket bir durum olduğunu anlıyorum. belli ki öleceğim yani.. sanki bütün olan bitenin büyük bir rahatlama anı gibi. boşa harcanmış ve boşa harcanacağı kesin bir ömrün sonuna gelmek, ve bir oh çekmek gibi.

bir insan, bir hayatla ne yapmalı; bilmiyorum.. şimdi ölmek istemem yine de, bunu biliyorum. daha yirmi ikisine gelmeden kırk beş yaşında bir kadın gibi hissetse bile, ölmek istemez çünkü kimse. bir bitki gibi bile olsa yaşamak ister. zaten bir bitki bile yaşamak ister. işte öyle isteyeceğim yaşamayı ben de.

21 Nisan 2012 Cumartesi

beni dinlersen üsküdar'a gitme
ibrahim'i görme şiir yazma
şu herkesin bildiği düzlük
bu deli alacası çayır
ardıç kuşu türkülü sokak
senin için değil. 
sen yoksun
çevrende kimseler yok
zengin de olsan
yoksulluğun gitmez.

30 Mart 2012 Cuma

herkesin düşüncelerini toparlayamadığı zamanlar vardır. benimkilerse, nadiren bir düzene giriyor. dokuz on yaşındayken, her gece gözlerimi kapattığımda gördüğüm o karışık ip yumağına benziyor düşüncelerim. tam çözüldü derken tekrar karışan hani. sonra tekrar çözülmüş gibi gözüken ve bu hep böyle sürüp giden. keşke diyorum bazenleri, dumbledore'un düşünseli gibi bir şeyim olsaydı. içlerinden tek bir kelime bile yakalayamadığım şeyleri cümlelere dökebilmek için uğraşmazdım bu kadar. kesik kesik anlatmaz ve kimseyi sıkmazdım. -gör işte, bunları yaşadım ve bu kadar azaldım.

11 Şubat 2012 Cumartesi

"deep into my sleeve
deep in my sleeves
pockets start where I always reach
you are there
oh I never knew you from the sun

never, never knew you from the sun"

7 Şubat 2012 Salı

o gittikten bikac gun, belki bikac hafta sonra, bi aksam eve donerken, otobuste camdan disariyi izlerken calmisti bu sarki ve ben herkesi unutup aglamistim.. neden bilmiyorum, ne zaman zulfu livaneli'den nefesim nefesine'yi dinlesem, ben dedemi cok ozluyorum.

29 Ocak 2012 Pazar

pıt

"kimsesiz değil, insansız"

22 Ocak 2012 Pazar

19 Ocak 2012 Perşembe

yetişirim

dağınık bi kafa, daha da dağınık oda, sandalyelerin üstünde tower bloxx gibi eşyalar, anne söylenmesi, 21 yaşında bi çocuk olduğum hissi, her yerde kitaplar, hiç okunmamış ve defalarca okunmuş kitaplar, saate bakmadığım geçmiş zamanlar, ama kırmızı ışıkta beklerken değişen sayılar ve değişen arkadaşlar, önümde bi buçuk yıllık bi sinir harbi -ki sağlam çıkılması gerekli, sorular, suskunluklar, artık bazen sırf o huzursuz sessizlik korkusundan konuşmaklar,  sonra kaç zamandır durup durup 8999.25 kilometre uzaklar ve hala ben miyim derken ben, hala ben işte..

24 Kasım 2011 Perşembe

bütün günler birbirinin aynı. hepsi bir "günaydın"la başlayıp "iyi geceler"le bitiyor. samimiyetsiz, görev icabı kelimeler. bulutlu yüzlere yakışmayan küçük dilekler. birazdan yeni bir gün olacak. banyonun kapısı birkaç kez açılıp kapanıyor. sonra ışıklar teker teker sönüyor. ve o karanlıkta, birileri aynı anda fakat birbirinden habersiz, mutluluğun nasıl bir şey olduğunu anımsamaya çalışırken, rüyasız bir uykuya dalıyor.

iyi geceler.
doğanın bana verdiği bu ödülden
çıldırıp yitmemek için
iki insan gibi kaldım
birbiriyle konuşan iki insan

16 Kasım 2011 Çarşamba

"bu yokluk günlerinde
emin oldun sevdiğine
ama sahip olamadın

bu yokluk günlerinde
ikinci sinir harbinde
mağlup oldun
vatan sağolsun"